25 Ocak 2013 Cuma

Film Yazıları (M - Z)

2008 - 2009 yıllarında bazı filmler hakkında yazdığım kısa "eleştiri"lerin ikinci bölümü.
Filmlerin adlarının yanında bulunan puanlar filmlere 10 üzerinden takdir ettiğim notlardır.
Yazıları yazıldıkları zamanki hallerinde bırakmayı tercih ettim.

Film Yazıları (A - L) için tıklayınız.

Ma Vie En Rose / My Life in Pink (1997) 9/10 Yönetmen: Alain Berliner, Senaryo: Alain Berliner, Chris Vander Stappen
Fransa, Belçika, Birleşik Krallık; 89 dakika
Oyuncular: Georges Du Fresne (Ludovic Fabre), Michèle Laroque (Hanna Fabre), Jean-Philippe Écoffey (Pierre Fabre), Hélène Vincent (Élisabeth), Daniel Hanssens (Albert), Laurence Bibot (Lisette), Jean-François Gallotte (Thierry), Caroline Baehr (Monique), Julien Rivière (Jérôme), Marie Bunel (Psikanalist), Gregory Diallo (Thom Fabre), Erik Cazals De Fabel (Jean Fabre), Cristina Barget (Zoé Fabre)
            Dört çocuklu bir ailenin en küçük bireyi olan Ludovic -7 yaşındadır- cinsel kimliğini keşfetmeye çalışmaktadır. Biyolojik olarak erkek kategorisine girmekle birlikte o kendisini kız gibi hissetmektedir.
            Genellikle çok kanlı filmler ekstrem (uçlarda) sinema kategorisine sokulur. Ama bu film yedi yaşındaki bir çocuk üzerinden eşcinselliği, toplumsal ön yargıları, dışlanmayı işleyerek tek damla kan akıtmadan uçlarda dolaşıyor.
            Her ne olursa olsun insanı olduğu gibi kabul etmeyi çok güzel işlemiş bence. Zaman zaman fantastik sahneler yoluyla meramını kestirmeden anlatmaya çalışması bence filmin tek zayıf noktası.
            Merhamet, toplumdan dışlanma, sevgi (özellikle evlat sevgisi) üzerine yer yer çok dokunaklı bir hal alan etkileyici bir film.
            İmdb.com notu 02 Temmuz 2009’da 4.400 oya göre 7,4. Ben 9 verdim. 841 kişi (% 19,1) benimkiyle aynı notu vermiş.
Madagascar / Madagaskar (2005) 7/10 Yönetmenler: Eric Darnell, Tom McGrath, Senaryo: Mark Burton, Billy Frolick, Eric Darnell, Tom McGrath
ABD; 82 dakika
Karakterler: Alex (aslan), Marty (zebra), Melman (zürafa), Gloria (suaygırı), Julien (lemur kral), Maurice, Mort (sevimli lemur)
            New York hayvanata bahçesindeki dört hayvan, penguenlerden ve zebradan etkilenerek hayvanat bahçesinden kaçarlar. Yakalanırlar. Bu kez Afrika’daki bir vahşi yaşam parkına götürülürlerken kutuları gemiden düşer. Kendilerini Madagaskar’da bulurlar.
            Ana karakteri oluşturan dört hayvandan çok, psikotik penguenlerin ve lemurların omuzlarında yükselen bir animasyon filmi. Onların sağladığı eğlence görülmeye değer.
            İmdb.com notu 15 Nisan 2009’da 46,147 oyla 6,6. Ben 7 verdim. 12,694 kişi (% 27,5) aynı puanı vermiş –ki en fazla oranda bu puan verilmiş.

Film Yazıları (A - L)

2008 - 2009 yıllarında bazı filmler hakkında kısa "eleştiri" yazıları yazmıştım. Yazıları iki bölüm halinde yayınlıyorum.
Filmlerin adlarının yanında bulunan puanlar filmlere 10 üzerinden takdir ettiğim notlardır.
Yazıları yazıldıkları zamanki hallerinde bırakmayı tercih ettim.


8 MM (1999) <6> Yön: Joel Schumacher, Senaryo: Andrew Kevin Walker
ABD, Almanya; 123 dakika
Oyuncular: Nicolas Cage (Tom Welles), Joaquin Phoenix (Max California), James Gandolfini (Eddie Poole), Peter Stormare (Dino Velvet), Anthony Heald (Daniel Longdale), Chris Bauer (George Higgins / Machine), Katherine Keener (Amy Welles), Myra Carter (Mrs. Christian), Amy Morton (Janet Mathews), Jenny Powell (Mary Ann Mathews; öldürülen kız)
            Ünlü bir zengin öldükten sonra açılan gizli kasasından bir makara 8 milimetrelik film çıkar. Filmde bağlanmış bir kız deri maskeli bir adam tarafından doğranmaktadır. Zenginin dul eşi Bayan Christian, özel dedektif Tom Welles’i, filmdeki cinayetin gerçek olup olmadığını araştırmak üzere tutar. Adamımız araştırması sırasında karanlık porno film ve “snuff” film (işkenceyle öldürülen insanların gösterildiği, gerçek olduğu iddia edilen filmler) dünyasının derinliklerine iner. Perde arkasını görür.
            Film 1999’da, dünya çapındaki internet patlamasından iki – üç yıl önce çekilmiş. Sanırım artık o tür filmlere ulaşmak için karanlık arka sokaklara, depolara gidip karanlık tiplerle muhatap olmak gerekmiyor. Evinizdeki bilgisayardan biraz merak ve çabayla her türlü görüntüye ulaşabiliyorsunuz artık. İnternette yayılan, Irak’taki direnişçilerin esirlerinin kafasını kestiği, Rus askerlerin Çeçen milisleri öldürdüğü, Taliban’ın şeriat gereği öldürdüğü insanların görüntüleri öldürme filmlerini bir başka boyuta taşıdı. Artık bir şehir efsanesi değil tarihsel bir gerçek var.
            8 MM’de senarist çekingen davranmış. Porno dünyasının içerdiği şiddeti sadece en uç örnekleriyle sınırlıymış gibi göstermiş. Medeniyet cilasının altında sırıtıveren vahşi insan doğasına biraz değinilmiş, ama yüzeysel. Filmin fon müziğinin oryantal havası bana şunu düşündürdü: Porno dünyasının ayak takımı (anlı şanlı markaları değil), ABD’nin içinde ama aslında ayrı bir dünyada yaşarlar. Ayrı bir insan türüne mensupturlar. İşte bunu da fonda çaldığımız müzikle, gelişmemiş medeniyetlerin ezgileriyle vurguluyoruz. Bana böyle düşündürttü, art niyet hissettim.
            Ayrıca filmin son üçte birlik bölümde bir intikam öyküsüne dönüşmesi de ilk yarıdaki etkiyi azalttı. Tom Welles’in neden iyi bir insan olduğunu ve iyi kalmayı başardığını anlamamıza yardımcı olacağı düşünülerek filme yapıştırılan eş karakteri tam anlamıyla karikatür düzeyinde işlendiğinden, işlevini yerine getirmek şöyle dursun, filmin akıcılığını ve inanılırlığını zedelemiş.
            Kısaca önemli bir konuya değinmiş, ilk yarısı merak uyandıran bir film. Imdb.com notu 6,2 (40.635 oy). Ben daha önceki bir tarihte izlediğimde aklımda kalanlarla bir zamanlar 8 puan vermişim. Şimdi puanı 6 olarak değiştirdim (24 Ocak 2009). Benimle aynı puanı (6) verenlerin sayısı 8015 (% 19,7). 8 verenlerin sayısı 6896 (% 17) – ki bu sayıya şimdilik benim eskiden verdiğim oy da dâhil.
11:14 (2003) <8> Yönetim ve Senaryo: Greg Marcks
ABD; 82 dakika
Oyuncular: Henry Thomas (Jack), Blake Heron (Aaron), Barbara Hershey (Norma), Clark Gregg (Officer Hannagan), Hilary Swank (Buzzy), Shawn Hatosy (Duffy), Stark Sands (Tim), Colin Hanks (Mark), Ben Foster (Eddie), Patrick Swayze (Frank), Rachael Leigh Cook (Cheri)
            Bir kaza bir sürü yanlış anlamayı ve bir ölümü tetikler. Bir olayın etkisinin, suya atılan taşın yarattığı halkalar gibi yayılışı anlatılıyor. Birkaç kişinin “kaderi” tam gece 11:14’te düğümleniyor.
            Aslında tüm filmler bunu anlatmaz mı: Kısa bir süre içinde bir hayattan kesitler ya da tüm bir hayat. Anlattığı şey bakımından filmler üstü bir film denilebilir. “Kader/yazgı” denen şey üzerine bir kez daha düşünmemizi sağlıyor. Sadece, o kadar olabilir, hayatta zaten hep olan bir şeyi anlatıyor ki, bizim destansı bir şey görmek isteyen gözlerimize (en azından benimkilere), film birazcık yavan geliyor.
            11.02.2009’da filmin imdb.com puanı 7,3 (13778 oy). Ben 8 verdim. Oy verenlerin %30,3’ü (4179 kişi) aynı notu vermiş.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Dünyanın Sonu, Ne Zaman?

Dünyanın Sonunu Getirecek Olayların Tarihlerine İlişkin Kehanetlerin / Tahminlerin Listesi
Albrecht Dürer'e göre Apokalips'in
[Mahşer'in] Dört Atlısı
{İngilizce Wikipedia’nın “List of datespredicted for apocalyptic events” maddesinin 21.12.2012 tarihli versiyonundan amatör bir ruhla yapılmaya çalışılmış bir çeviridir. Bu bir tercüme temrinidir diyebiliriz. “2009’da çekilen felaket filmi '2012' gösterime girdiğinden beri alevlenen ‘Maya takvimine göre 21 Aralık 2012 tarihinde kıyamet kopacak’ söylentisi”nin tetiklediği bir merakla araştırırken bu metne rastladım.
Ansiklopedi maddesinin orjinalinin en başında, listenin tam olmadığı –eksiksiz hale getirilmesinin mümkün olamayacağı- ve geliştirilmesi için desteğe ihtiyaç olduğu belirtilmiş.
Listede yer verilen kimi olaylar ve bunların tarihleri dünyanın ya da gezegendeki tüm yaşamın yok oluşuna değil, günümüzde var olan halinde çok köklü değişikliklerin meydana gelmesinin beklendiği zamanlara işaret etmektedir.
Liste ister istemez Wikipedia’yı doğuran kültürün (Anglo-American) ve o kültüre yoğun etki eden inanç sistemlerinin (Yahudi-Hristiyan) belirgin damgasını taşımaktadır. Ancak dünya nüfusunun önemli bir kısmının inançları hakkında bilgi sahibi olmak, ilgilenenler için “boş” olmasa gerek.
{ } parantez içindeki tüm bilgiler orijinal metinde olmayan açıklamalar / ayrıntılandırmalardır. Ayrıntılar büyük oranda, orijinal metin içerisinde bağlantıları verilen Wikipedia (English) makalelerinden yararlanılarak eklendi. En aşağıda, metinde geçen bazı kavramların kısa açıklamaları verilmiştir.}
KIYAMETİN OLACAĞI TARİHE DAİR ESKİ TAHMİNLER
İsa’dan Önce (İ.Ö.) 634; Romalılar. >> Birçok Romalı, şehirlerinin, 120’nci kuruluş yıldönümünde yıkılacağından korkuyordu. 12 kartalın Romulus’a Roma’nın ömrünü bildiren mistik bir sayı açıkladıklarını anlatan bir mit mevcuttu ve kimi eski Romalılar, her bir kartalın 10 yılı simgelediğini varsayıyordu.
İ.Ö. 389; Romalılar. >> Bazı Romalılar, Romulus’a açıklanan mistik sayının bir yılın günlerine eşit sayıda olduğuna inanıyordu. Buna dayanarak Roma’nın 365 AUC’da, yani Miladi / İsevî Takvimle 389 yılında yıkılmasını bekliyorlardı {AUC: Anno Urbis Conditae; Roma’nın Kuruluşundan Sonra. Roma’nın İ.Ö. 753’te kurulduğu kabul ediliyordu}.
İsa’dan Sonra (İ.S.) 1. Yüzyıl; Albert Schweitzer {1875 - 1965}, Johannes Weiss {1863 - 1914}. >> İsa’nın Matta İncili 16:28 ve 24:34’teki sözleri, aralarında Albert Schweitzer ve Johannes Weiss’in de bulunduğu Kitab-ı Mukaddes (Kutsal Kitap / İncil) âlimlerince, olması yakın bir kıyametin tahmini olarak yorumlanmıştır. {Matta İncili 16:28; “Doğrusu size derim: Burada duranların bazıları var ki, onlar İnsanoğlunun [İsa’nın] melekûtunda geldiğini görmeden ölümü asla tatmayacaklardır.” Matta İncili 24:34; “Doğrusu size derim: Bütün bu şeyler oluncaya kadar, bu nesil geçmeyecektir.”}
İ.S. 1. Yüzyıl; ilk Hristiyanlar >> Bazı birinci yüzyıl Hristiyanları, İsa’nın ölümünde hayatta olanlar daha hayattayken geri döneceğini umut ediyordu. Bazı âlimlere göre, Havari Paul de bunlardan biriydi.
66 – 70; Essenliler >> Yahudi asket {çileci} grup Essenliler, Yahudilerin 66 – 70 yıllarında Romalılara karşı isyanını, zamanın sonundaki nihai savaş olarak görüyordu.
2. Yüzyıl; Montanistler {Montanus’un müridleri} >> 156 yılında kurulan Montanist hareketin üyeleri, İsa’nın dönüşünün kendi yaşamları içindeki bir günde gerçekleşeceğini tahmin ediyordu.

30 Aralık 2012 Pazar

En Sevilen Klasik Batı Müziği Eserleri

Beethoven
Klasik müziği merak eden, bu müzik türünü dinlemeye zevkli bir giriş yapmak isteyenler için hazırladığım bir derlemeyi aşağıda bulacaksınız. Burada yer verdiklerim, klasik batı müziğinden en bilinen / sevilen / popüler örnekler. Tevazuya hiç gerek yok; kıymet bilenler için değeri çok yüksek bir çalışma oldu.

Besteciler soyadlarına göre sıralandı. Bağlantılara tıklayarak Youtube videolarını izleyebilir/dinleyebilirsiniz.

Eserlerin İngilizce isimleri verildi, çünkü en çok böyle tanınıyorlar.

[A Short Introduction to Western Classical Music, in Turkish]

Klasik müzik eserleri hâlâ icra edilebiliyorsa, klasik müzik çalgıları hâlâ üretiliyorsa, insanlar çocuklarına hâlâ piyano, keman, bale vb. dersleri aldırıyorsa.... Büyük oranda aşağıda göreceğiniz eserlerin yüzü suyu hürmetine. Yararlı olması dileğiyle...


Albéniz, Isaac (Isaac Manuel Francisco Albéniz y Pascual, 1860
- 1909)
İspanyol piyanist, besteci.

Orijinali piyano için yazılmış "Asturias (Leyenda)" adlı eseri ünlüdür.

Orijinali yine piyano için yazılmış olan "Sevilla"sı da güzeldir.
Bağlantı: http://www.youtube.com/watch?v=xfRLMopjDKA
*****
Albinoni, Tomaso (1671 - 1751)
İtalyan Barok Dönem bestecisi.

Günümüzde en çok dinlenen eseri olan "Adagio" (Adagio in G minor for violin, strings and organ / Keman, yaylı çalgılar ve org için Sol minör Adagio) aslında onun kendi eseri değildir!? Şöyle ki; parça onun bazı el yazmalarından yola çıkan müzikolog Remo Giazotto (1910 - 1998) tarafından bestelenmiştir.
Bağlantı: http://www.youtube.com/watch?v=PEzuXJ0rOJM (Etkisini dörde katlayan bir kullanımı için Peter Weir'in "Gallipoli / Gelibolu" (1981) filmine bakınız.)
*****
Allegri, Gregorio (1582 - 1652)
İtalyan besteci ve din adamı.

Ünlü eseri "Miserere mei, Deus / Miserere"dir (51. Mezmur'un sözlerini içeren, insan sesiyle yapılan dini müziklere 'miserere' deniliyor). Sadece Sistine Şapeli içerisinde ve yılın belli tarihlerinde seslendirilmek üzere bestelenen (aksine davranışlar aforozla cezalandırılıyordu), notaları yayınlanmayan eseri Mozart, on dört yaşında Roma'yı ziyaretinde icra edildiği iki gün dinler. Aklına yazdığı notaları kağıda döker. Notalar onun sayesinde ilk kez 1771'de yayınlanır. Papa XIV. Clement Mozart'ı Roma'ya çağırır, dehasından dolayı kutlar, onun için dua eder. Yayın yasağı de facto kalkmış olur.
Bağlantı: http://www.youtube.com/watch?v=fcWo1hKHu40

10 Aralık 2012 Pazartesi

Mehmet Akif Ersoy'da Umut ve Umutsuzluk


UMUT VE UMUTSUZLUK, ESKİ NESİL VE YENİ NESİL
           
Gençliğinde Mehmet Akif
Aşağıdaki şiir parçası Mehmet Âkif Ersoy’un “Safahat” adlı eserinin altıncı kitabı olan “Asım”dan alınmıştır. “Asım” 1919’da yazılmış ilk kez 1924 yılında kitap biçiminde basılmıştır. Ünlü “Çanakkale Destanı” bu uzun şiirin bir parçasıdır.

            Aşağıdaki bölümde Mehmet Âkif’in, babası Tâhir Efendinin öğrencilerinden olan Köse İmam ile memleket üzerine yaptığı, eski ile şimdiyi karşılaştırdıkları sohbet vardır.
            Bu parça ülkeden, gençlerden ümidi kesmenin hemen her dönemde karşılaşılan bir ruh hali olduğunun güzel bir kanıtı olarak alınmıştır. Her zaman şanlı “geçmiş”ten ve kötü bir “şimdi”den, “çok başarılı bir nesil”den ve “kötü bir gençlikten” söz edenler olmuştur. Bu yaklaşım büyük çelişkisini içinde taşır: “Şimdi”yi hazırlayan “geçmiş” ise ve “şimdi” kötü ise, “geçmiş” de o kadar şanlı olmamalıdır. Geçmişin iyi yönleri ön plana çıkarılırken, bugünün kötü yönleri büyütülmektedir.
Bu hata insanîdir. İçine düşülmemesi çok zordur. Dikkat edilmesi gereken nokta “şanlı bir geçmiş, berbat bir şimdiki zaman” söylemini her ne olursa olsun geleceğimizi emanet edeceğimiz [doğa kanunu] gençliği mutsuz kılacak biçimde söz ve davranışlarımıza yansıtmadan belirlemek, bu açıdan kendi öz eleştirimizi yapmaktır.

[Köse İmam:]
Bırak oğlum, azıcık derdini döksün şu bunak...
Bana dünyada ne yer kaldı, emîn ol, ne de yâr;
Ararım göçmek için başka zemin, başka diyar,
Bunalan ruhuma ister bir uzun boylu sefer;
Yaşamaktan ne çıkar günlerim oldukça heder?
Bir güler çehre sezip güldüğü yoktur yüzümün;
Geceden farkını görmüş değilim gündüzümün.
Seneler var ki harâb olmadığım gün bilmem;
Gezerim abdala çıkmış gibi sersem sersem. 1

9 Kasım 2012 Cuma

Romanların İlk ve Son Cümleleri

Yeni okumalarınıza vesile olması dileğiyle: Buyurun tadımlık edebiyata ... (First and last sentences of some novels.)      63 roman / novels

Açlık / Sult (1890); Knut Hamsun. Çeviri: Esat Nermi
< İlk Cümlesi > 
Kristiania'da, sillesinin yemeden hiç kimsenin bırakıp gidemediği bu garip kentte, aç açına sürtüp durduğum günlerdeydi. 
< Son Cümleleri >
Karşımdaki kente, bütün evlerinin pencereleri ışık içinde parıldayan Kristiania kentine, "Şimdilik hoşça kal!" dedim. 

Ağrı Dağı Efsanesi (1970); Yaşar Kemal 
< İlk Cümleleri >
Ağrıdağının yamacında, dört bin iki yüz metrede bir göl vardır, adına Küp gölü derler. Göl bir harman yeri büyüklüğündedir. Çok derinlerdedir. Göl değil bir kuyu. 
< Son Cümleleri > 
Her yıl, bahar çiçeğe durduğunda, dünya nennilendiğinde, Ağrıdağının çobanları dört yandan gelirler, kepeneklerini gölün bakır toprağına atıp üstüne otururlar. Bin yıllık sevda toprağının üstüne otururlar. Tan yerleri ışırken kavallarını bellerinden çekip Ağrıdağının öfkesini, sevdasını çalarlar. Ve gün kavuşurken bir ak kuş gelir... 

Amat (2005); İhsan Oktay Anar 
< İlk Cümlesi >
Peygamber Efendimizin ve onun tebliğ ettiği kitaba iman edenlerin Mekkeli putperestlerden gördükleri ezâ ve cefâ nedeniyle Medine’ye hicretlerinden 1080 – 1082 yıl, İsa Aleyhisselâmdan ise 1670 yıl kadar sonra, Şevvâl ayının üçüncü gecesi, debdebesi ve cağcağasıyla yedi iklim dört bucağa nâm salmış o Konstantiniye şehri, gökyüzündeki karanlık bulutların altında yorgun bir dev gibi uyumaktaydı. 
< Son Cümlesi >
Şimdi biliyordu ki, denizin üstünde ve arşın altındaki her şey, gemilerin yelkenlerini yırtan şiddetli rüzgârlardan hafif meltemlere, seyyareler ve takım yıldızlarla gökyüzünden hazineler ve canavarlarla dolu deniz dibine, karanlık bulutlarda oynaşan revnaklardan köpüklü dev dalgalara kadar her şey onundu artık! 

28 Ekim 2012 Pazar

James Dean, Sal Mineo, Dennis Hopper imgeleri bağlamında gerçeklik

James Dean, Asi Gençlik (Rebel Without a Cause; 1955) filminde Jim Stark adında mahalleye yeni taşınan ve yaşam bölgesini çoktan idrarlarıyla işaretlemiş yöre delikanlılarıyla bir kız vesilesiyle (hep öyledir ya; hep cinsellik) kapışan delikanlı rolündedir. Filmin sonlarına doğru Jim'in aksine toplumla (büyüklerle) uzlaşmayı reddedip sonuna kadar dellenen John 'Plato' Crawford'a (Sal Mineo) mantık telkin edecek kadar asilikten uzaklaşır.

Dean, "Asi Gençlik"ten bir sene sonra gösterime giren bir başka Warner Biraderler yapımı film olan Devlerin Aşkı'nda (Giant; 1956) ise petrol sayesinde az bir emekle dolar milyarderi olan ama adam olamayan Jett Rink karakterini canlandırır. Jett, onuruna verilen davette (ki bir tek kuş sütünün eksik olduğu ve Jett'in bizzat kendisinin kendi otelinde kendi parasıyla düzenlediği tüm Teksas jet sosyetesinin çağrıldığı ama Hispaniklerin istenmediği bir davettir bu) kavga eder, öyle sarhoştur ki konuşma yapamadan eyalet valisinin de bulunduğu masada sızar. Sal Mineo ise, daha ufacık bir bebekken iyi yürekli çiftlik sahibesi Leslie Benedict tarafından mutlak bir ölümden kurtarılan, İkinci Cihan Harbi başlayınca ikinci sınıf bir vatandaş olarak kabul edildiği ülkesi Birleşik Devletler için koşa koşa askere giden ve evine tabut içinde dönen Hispanik bir genci canlandırır. 

Dean, Devlerin Aşkı'nın gösterime girdiği 24 Ekim 1956'dan çok önce, 30 Eylül 1955 tarihinde, 24 yaşında, bir trafik kazasında ölür (Jett karakterini bir kaç yerde Nick Adams adında birine seslendirtirler; sesi bile sahte olan bir kurgu karakter; pes!). Kovboy şapkalı, kovboy (jean) pantolonlu, çizmeli ya da bazen yakası kaldırılmış montlu, dudağında bazen bir sigarayla ama daima kabarık saçlı ve hüzünlü bakan gözleriyle imgesi genç odalarının duvarlarında poster olarak var oldu. Devlerin Aşkı'ndaki, kendisi toprağın altına girdikten bir yıl sonra sinema perdelerine yansıyan petrol zengini rezil adam imgesi seçici dikkat kurbanı oldu. Sal Mineo filmlerdeki yan rolleri haricinde anımsanmaz oldu.

Devlerin Aşkı filminde rol alan aktörlerden biri de Dennis Hopper'dir. Hopper, çiftliğin yönetimini devralmak istemeyip hekim olmayı tercih eden ve böylece babasının isteğine karşı çıkan bir genci (Jordy) canlandırıyor. Hopper 1969'da"Easy Rider" isimli ülkede oradan oraya gezinen motosikletli hippie'lere güzelleme mahiyetinde filmde başrollerden birini oynamış, aynı zamanda filmi yönetmiş ve filmin senaryosuna katkıda bulunmuştu. "Easy Rider" bazı tüm zamanları en iyi filmleri listelerinde yer bulur. Hopper'in bu filmden bağımsız bir asi imgesi yoktur dolaşımda. Adam 74 yaşında prostat kanserinden öldü; hiç "cool" değil. Salvatore "Sal" Mineo Jr. ise 37 yaşında, gece vakti sokakta bir bıçaklı saldırıda... "Cool" değil mi?